Kenan ÇELİK
Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Rusya’nın bütün diyalog
kapılarını kapatması ve ısrarla gerginliği tırmandırması; aslında Rusya’nın,
kendi uçağının düşürülmesine bile bile yol açtığı veya en azından bu ihtimali
önceden göze aldığı ihtimallerini akla getiriyor. Zira Rusya gibi bir devletin
angajman kuralları apaçık ortada olduğu ve daha önce ciddi uyarılarla
karşılaştığı halde, yanlışlıkla sınır ihlali yapmış olması mümkün değildir.
Kendisini süper güç olarak gören Rusya’nın, bunun verdiği özgüven ve
şımarıklıkla daha önce birçok ülkenin hava sahasını ihlal etmiş olması ve
bugüne kadar eski Sovyet korkusunun etkisiyle bir karşılık görmemiş olması da
Rusya’yı kural tanımız bir yönetim anlayışına sürüklemiştir. Dolaysıyla
Türkiye’den böyle bir cüretkarlık beklemiyor olmuş olması da ihtimal dahilindedir.
Ayrıca uçağın düşürülmesinden hemen önce Türkiye tarafından
yapılan uyarıların ilgili Rus birimlerince Rus pilota iletilmediği/uçaktaki
ilgili sistemin önceden kapatıldığı gibi iddialar da var..!
Türkiye’nin ilk günden diyalog girişimlerinde bulunmasına
karşın Putin’in tüm diyalog kapılarını kapatması ve Türkiye’nin bugün için hiçbir şekilde
kabul edemeyeceği(!) 1- Düşürülen uçağın Suriye topraklarında vurulduğunun kabul
edilmesi, 2- Özür dilenmesi, 3- Suçluların cezalandırılması gibi taleplerde
bulunması, Rusya’nın bu gerginliği istediği ve bilerek tırmandırdığını
gösteriyor.
Uçağın düşürülmesinden sonra yaşananlara baktığımızda, Rusya
daha büyük ve daha güçlü bir şekilde Doğu Akdeniz ve Suriye’ye konuşlandı. Hava
araçlarına sahip olmayan IŞİD için olmadığı apaçık ortada olan S300 Füzelerini
Suriye’ye konuşlandırdı. Hava operasyonlarını arttırdı ve kara harekâtına
karadan da askeri destek vermeye başladı. Türkiye sınırına yakın konuşlanmış
Türkiye destekli muhaliflere ve sivillere yönelik daha pervasızca saldırılara
başladı. Tüm bunları yaparken de, Türkiye ile yaşadığı kriz ve gerginliğin
etkisiyle Türkiye’yi savunma psikolojisine sokarak, Türkiye’nin Suriye
üzerindeki psikolojik baskı ve etkinliğini kırdı.
Esad ve destekçileri açısından bakılınca ulaşmak istedikleri
hedefin önündeki en büyük engel Türkiye’dir. ABD ile bir şekilde anlaşabilmiş
olsalar da, Türkiye’nin ayak diremesi süreci uzatıyor. Bu nedenle Suriye’de
biran önce hedefe ulaşabilmek için Türkiye’nin Suriye üzerindeki etkisinin
kırılması ve saf dışı bırakılması gerekiyor.
Şimdi Türkiye’nin Suriye sınırında, kılıcını kınından çekmiş
agresif davranışlarda bulunan ve intikam alacağı intibaı uyandıran güçlü bir
Rusya’nın olması, Türkiye’nin Suriye’deki etkinliğini ciddi şekilde kıracak ve
elini kolunu bağlayacaktır!? En azından Rusya’nın planı bu…
Soğuk savaş argümanlarını kullanmada oldukça tecrübeli ve
kabiliyetli olan Rusya, şimdiden Türkiye’ye karşı diplomatik ve ekonomik
savaştan bahsetmeye başladı.
Rusya’nın bundan sonra hangi adımları atacağı ve krizi
nereye kadar tırmandıracağını tam olarak kestirmek mümkün olmasa da, özellikle
SSCB dönemi Rus politikaları ve bil hassa Osmanlı – Rus ilişkilerinin tarihi
seyri, bundan sonrası içinde bir fikir verebilir. Karamsarlık veya iyimserliğe
mahkûm olmadan, tarihi verilere de bakarak realite görülmelidir. Komşunuzun
evinde çıkan yangın eğer söndürülmezse, mutlaka sizin evinize de sıçrayacaktır.
Bu bağlamda 5 yıldır devam eden ve 350 bin insanın hayatına mal olan,
milyonlarca insanın mülteci durumuna düştüğü ve halihazırda sahasında
emperyalist güçlerin tüm askeri ağırlıklarıyla konuşlandığı Suriye’de devam
eden savaş başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini de içine alarak bölgesel
bir savaşa dönüşme potansiyeline fazlasıyla sahip olup, daha önce hiç olmadığı
kadar yakın bir tehdit olarak belirmiş durumdadır…
Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türkiye’nin, Osmanlı’nın
siyasi ve kültürel mirasını reddederek Osmanlı hinterlandından
çekilmesi/ilgilenmemesi ve kendisini içe kapatması; ayrıca II. Dünya Savaşı’nın
patlak vermesi ve daha sonrasında soğuk savaş döneminin iki kutuplu dünyası,
Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde nispeten sakin bir dönem yaşamasını
sağladı. Ancak Türkiye’nin son yıllarda kendi kabuğunu kırarak proaktif dış
politika izlemesi, bölgesel ve küresel güçlerle karşılaşmasına zemin hazırladı…
Bütün mesele ise Türkiye’nin, kabuğunu kırmak için kuluçka süresini tamamlayıp
tamamlayamadığıdır!?
Neredeyse bir asırdır kendi kendisini inkâr etmiş, dostunu
düşman – düşmanını dost bellemiş ve içi boşaltılmış, alt yapıdan yoksun olan
siyasal yapı, acaba gerçekten kendi kendini restore etti mi, yoksa kuru bir
hamaset midir söz konusu olan!? Bu farkın doğru bir şekilde tespit
edilmesi ve ona göre adımların atılması gerekir. Ülke içinde iç barışın sağlanması,
dışarıda ise Özellikle Osmanlı hinterlandında bir asırdır esen emperyalist
esintilerin etkisiyle sarhoş olmuş bölge ülkelerinin ayılması gerekir… Yoksa
bir Hristiyan birliği olan AB ve dostluğu düşmanlıktan beter olan stratejik
ortak(!) ABD, İhtiyaç duyulduğu zaman Türkiye’nin yanında yer almayacaktır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Dünya, kesin sonuçların
alındığı ‘meydan savaşları’ dönemini geride bırakmıştır. Artık savaşlarda kesin
sonuçlar alınamamakta ve kazananda, kaybedende onarımı mümkün olmayacak şekilde
zarar görmektedir. Bu durum 5 yıldır devam eden Suriye savaşında tüm
çıplaklığıyla izlenmektedir. Dolaysıyla bir iç savaş gibi başlayan ve
bölgesel/küresel güçlerin çıkar savaşına dönüşen ve ayrıca bütün bölge
ülkelerini içine alacak potansiyele sahip olan Suriye savaşı biran önce
bitirilmeli, bunun içinde (umutsuz bir vaka gibi olsa da) karşıt kutuplarda
olan bölgenin Müslüman ülkeleri bir araya gelerek samimi bir irade ortaya
koymalıdır.
Her ne kadar ekonomik ilişkilerde bir küreselleşme çağı
yaşanıyor ve bu durum küresel çapta bir savaşı engelliyor olsa da, gittikçe
derinleşen ekonomik ve siyasal krizler dünyayı yeni bir patlamanın eşiğine
doğru sürüklüyor. Gerek I.Dünya Savaşı, gerekse II.Dünya Savaşı öncesinde
yaşananları göz önünde tutunca; bugün yaşanan hadiselerin belki küresel olmasa
da bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeline sahip olduğu görülmektedir.
Unutulmamalıdır ki ibret alınmadığı taktirde, tarih tekerrürden ibarettir…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder