Kenan ÇELİK
Tekkeler, ruhi/manevi eğitimin yapıldığı, insan-ı kâmil
yetiştirmeye dönük bir amacın güdüldüğü İslami irşat kurumları olarak teşekkül
etmiştir. Eğitim sistemine Tasavvufi düşüncenin egemen olduğu tekkeler, sosyal
ve siyasal tarih açısından da büyük bir önem arz etmiştir.
Tekkeler, sanıldığı gibi sosyal ve siyasal sorunlara ilgisiz
kalıp, sadece ahlaki eğitim ile meşgul olan kurumlar olmamıştır. Tekkeler
bulundukları yerlerde İslami eğitim ve irşat faaliyetlerinin yanı sıra sosyal
sorunların çözümünde de rol oynamış, eğitimden – sanata, sağlık(tıp) alanından
- ticarete birçok alanda önemli bir işlev görmüş, toplumsal huzur ve
barışın teminatı olmuşlardır.
Özellikle Anadolu’nun İslamlaşmasında tekke ve zaviyelerin
büyük bir katkısı olmuş, ayrıca fethedilen yerlerde uzun süreli kalıcılığı
sağlayarak adeta bir harç görevi görmüştür. Osmanlı’nın kuruluş döneminde,
sahip olduğu gaza ve cihat anlayışını besleyen en önemli damar tekke ve
zaviyeler olmuştur. Bu anlamda tekke ve zaviyeler sahip oldukları dinamizm ile
gaza ve cihat anlayışına süreklilik ve canlılık katmıştır.
Peki, tarihimizde bu kadar önemli bir yere sahip olan tekke
ve zaviyeler neden kapatıldı? Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının tarihsel arka
planında hangi gerekçeler var?
Tarihte inançları tahrif olmaktan koruyarak ayakta tutan ana
etken, inanç sisteminin kurumsallaşmasıdır. Kurumsallaşmayan inançlar kısa süre
içinde tahrifata uğramış veya günümüze gelememişlerdir. Bunun en iyi
örneklerinden biri Hristiyanlıktır. Erken dönemde kurumsallaşamayan
Hristiyanlık kısa süre içinde büyük bir tahrifata uğramıştır. (Birkaç asırlık
gecikmeyle, egemenlerin elinde kurumsallaşmak Hristiyanlığa en büyük darbeyi
indirmiştir.)Tabi burada önemli olan bir diğer husus ise yanlış ve aşırı
kurumsallaşmanın da aynı şekilde tahrifata yol açtığıdır. Yanlış ve aşırı bir
kurumsallaşma ile mana yönünü yitiren ve adeta materyalistleşen Musevilik
(Yahudilik!) ise bunun en çarpıcı örneğidir.
Kendi öğretilerini, ilk günkü özelliklerini muhafaza ederek
kurumsallaştıran ve onları kalıcı bir yapıta dönüştüren inançlar uzun ömürlü
olmuştur. Zira bir inancı uzun süre ayakta tutmak için, tek başına insanların
hafızaları yeterli değildir. Bu nedenle inanç sistemini sonraki nesillere
taşıyarak sürekliliği ve canlılığı koruyacak olan kurumlardır/kurumsallaşmadır.
İslam dini erken bir dönemde, daha Hz. Peygamber (sav)
hayattayken ilk kurumlarını oluşturdu ve 4 Halife döneminde de kurumsallaşmayı
büyük ölçüde gerçekleştirdi.
Meselenin tekke ve zaviyelerle ilgili kısmına gelecek
olursak; hem Kürt halkı hem de daha genel manada Anadolu halkı, tarikat ve tekke
merkezli gelişen ve yayılan bir İslami hareketle hayat bulmuş ve ayakta
kalmıştır. Söz konusu İslami kurumlar, Anadolu halkının İslamlaşmasında etkili
olduğu gibi sonrasında da devamlılığı sağlamıştır. Bununla birlikte
tarihte bilinenin aksine Tekkeler, sarayların emrinde değil, çoğu zaman
karşısında olmuştur. Saray mollaları daha çok medrese kökenli olurken;
tekkeler ise haktan saptığı zaman Sarayların, saray erbabı ve saray
mollalarının karşısında durmuştur. Tekkeler ve Şeyhler kıyam ruhunu sürekli diri
tutmuş, sosyal ve siyasal alandaki sorunlarla yakından ilgilenmiş; zaman zaman
da başkaldırarak kıyam meş’alesini tutuşturmuşlardır.
Medreselerdeki bozulma, tekkelerdeki bozulmaya nazaran daha
önce başlamış ve daha fazla etkili olmuştur.
Tekkeler Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetini ihya
konusunda da oldukça titiz davranmışlardır.
Ancak son zamanlarda diğer birçok İslami kurumlarda yaşanan
bozulmalar tekkelerde de yaşanmıştır. Bunda siyaset kurumunun yanlış uygulama
ve kasıtlı ihmalleri etkili olmuştur.
Anadolu’nun Müslüman halkını inanç noktasında besleyen,
devamlılığı ve canlılığı sağlayan en önemli İslami eğitim ve irşat kurumları
medreseler ve tekkeler olmuştur. Bu nedenle halkın inancını hedef alan Batıcı kadrolar, öncelikle inancı besleyen, canlı tutan ve devamlılığı sağlayan bu
kurumları ortadan kaldırmıştır. Bu bağlamda Tekke ve zaviyeler 30 Kasım 1925’te kapatılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder