11 Haziran 2016 Cumartesi

ERDEM NEREDE?

Kenan ÇELİK
İnsanlık küresel boyutta bir tüketim çılgınlığı yaşıyor. Hem öyle bir çılgınlık ki, tüketmedik bir şey bırakmıyor. Maddeyi tüketen insan, bununla kalmıyor manayı da tüketiyor. İnsani erdemleri ve değerleri tüketen insanlık, tüketecek bir şey kalmayınca bu kez kendi kendini tüketiyor. 

Söz manasını, mana değerini yitiriyor. En yüce hakikatler alıcı bulamıyor. Çünkü insanlar doğruluğa acıkıp, susamış değiller. Ve Hz. İsa'nın (as); “ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara” diyerek müjdelediği türden insanlar yok artık! Veya çok az…  

   Şeyh Bedreddin'in dediği gibi: “İnsanların birçoğu gerçekte altın ve gümüşe tapar da onlar Allah'a taptıklarını zannederler.” 

Evet, insanlık büyük bir tükenmişlik yaşıyor, bireysel ve toplumsal anlamda ciddi bir şahsiyet bunalımı yaşanıyor. Birey ve toplum kişiliğinden ve kimliğinden hızla uzaklaşıyor. Ve daha da vahimi, insanlar bu kaybolmuşluğun farkında bile değil. Hani İmam Ali (as) diyor ya; “herhangi bir şeyini kaybedip de onu aradığı halde, kendini (kendi özünü) kaybedip de onu aramayana hayret ederim!” ( Hayret ki, hem de ne hayret!) 

Allah Resulü (sav) bir hadislerinde; “halinden memnun olan, onu ıslah etmez” diye buyuruyor… Evet, halinden şikâyetçi olan var mı? Allah Resulü’nün (sav) dünyadaki son günleridir. Bir sahabe gelip; “ ya Resulullah, ben şöyle şöyle kötü biriyim, benim için Allah'a dua ette beni bağışlasın” diyor. Bunun üzerine Hz. Ömer “sus be adam, kendi kendini rezil ettin” diyor. Allah'ın Resulü araya giriyor; “ bırak ey Ömer, vallahi bir insanın bugün burada, insanların içinde rezil olması, yarın ahirette Allah'ın huzurunda rezil olmasından daha iyidir…” Bırakın! Kendinizi tutmayın, kendinizle yüzleşmek için hiçbir neden size engel olmasın…

   Dışarıdan bakınca güzel görünen ama içinde kokuşmuş bir ceset barındıran boyalı, badanalı mezarlara benziyoruz.  Hz. İsa'nın (as); “ey boyalı, badanalı mezarlar sizi; siz dışarıdan bakınca güzel görünen ama içinde kokuşmuş bir ceset barındıran mezarlar gibisiniz” dediği gibi... Hayır, hayır Hz. İsa'nın (as) dediği doğrudur. Eğer öyle olmasaydı bugün Mısır’da, firavun katliamlarına her gün bir yenisini daha ekleye bilir miydi? Filistin’de, Peygamberler diyarında siyonist israil Mescid-i Aksa'nın kapısına kilit vurup Müslümanlara Mescid-i Aksa'yı yasaklayabilir miydi? Ve kadınlar, kadınlar tutsak edilir miydi?

   Altına ve gümüşe değil, bir tek Allah'a tapmanın; ibadetin, ubudiyetin yani kulluğun hakikatteki ölçüsü nedir öyleyse? Ve samimiyetin, adanmışlığın ve teslimiyetin ölçüsü… Allah Resulü’nün (sav), Hurkûs ibn Züheyr hakkında “bu adama dikkat edin, bunun soyundan gelecek olanlar o kadar çok namaz kılarlar ki elleri, dizleri ve alınları tıpkı develerinki gibi nasır tutar. Sürekli oruç tutar ve o kadar çok Kur’an okurlar ki, kimse onlar kadar okumaz. Ancak bunlar okun yaydan fırlayıp çıktığı gibi dinden çıkarlar. Onların zamanına kavuşan onlara aman vermesin” şeklindeki sözü, kulluğun hakikatteki ölçüsünün ne olduğuna dair bazı ipuçları vermektedir. Şu halde sakın şeytan bizi kendi amellerimizi beğenmek suretiyle veya Allah ile (Allah'ın rahmetiyle) aldatmasın. “Böylece şeytan onlara yaptıkları ameli süslü gösteriyordu.”(En’am 43)

   Kendimizle yüzleşmeyi sonsuza dek erteleyemeyiz. Birey veya ümmet olarak bir şeylerin değişmesini istiyorsak eğer, işe kendimizden başlamalıyız.  Çünkü herkes atılması gereken adımı bir başkasından bekliyor. Başkasının kendi vazifesini yapmaması bizi mazur kılmaz. Şu halde ayağa kalkalım ve O’na doğru bir adım atalım, sonra bir adım daha…  Birilerine Müslümanlığımızı göstermek için değil, sadece O’nun için bir adım daha atalım. Zira O’ndan başka bize yakın olan yoktur. (Vahdehu la ilahe illahu) Unutmayın, insan başkasını kandırabilir ama Allah’ı ve kendi vicdanını asla kandıramaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder