16 Haziran 2016 Perşembe

DIŞ POLİTİKADA DEĞİŞİM ŞART


Kenan ÇELİK /16 Haziran 2016

Türkiye yıllarca bir Sevr korkusu(hatta paranoyası) ile yaşadı. Bölünme endişesi aynı zamanda bu endişeyi gerçeğe dönüştürebilecek yanlış politikaları da beraberinde getirdi veya bu politikaların gerekçesi yapıldı. Türkiye böylece kendisini, üretilmiş korku bariyerlerinin içine hapsetti. Dış güçlerin beklentilerine ve kendisinin bunu algılayış biçimine uygun olarak, dış politikasını sınırladı. Tabi ki bütün bu olumsuzluklarda batı icazetli ulusalcı kadroların izledikleri iç ve dış politikalar en önemli etken oldu. Adeta bir halka ve ülkeye zorla deli gömleği giydirildi…
Son yıllarda ise ‘demokratik açılım,’ ‘milli birlik ve kardeşlik’ ve ‘çözüm süreci’ gibi projelerle iç politikada; ‘komşularla sıfır sorun’ politikasıyla da dış politikada, psikolojik korku bariyerleri bir ölçüde aşıldı/aşılmak istendi. Ancak ne var ki çözüm sürecinde yapılan ciddi yanlışlar ve Türkiye’nin hazırlıksız yakalandığı ‘Arap Baharı’nın bir müddet sonra kışa dönmesi ve bilhassa Suriye’deki gelişmelerin, ‘6 ay hesabı’ ile aceleci ve toptancı bir okuma ile çok aktörlü yapısının doğru değerlendirilememesi, Türkiye açısından süreci tersine çevirdi.
Hâlihazırda batı eksenli uluslararası sistemi eleştiren ve dünya beşten büyüktür diyen Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, uluslararası sistem tarafından cezalandırılıyor. Türkiye’nin son dönemde dış politikasında gittikçe yalnızlaşıyor olması da bundan kaynaklanıyor. Bu durumun oluşmasında, Türkiye’nin izlediği politikalardan rahatsız olan küresel ve bölgesel güç odaklarının yürüttükleri itibarsızlaştırma/yalnızlaştırma ve çevreleme politikalarının etkileri olduğu gibi; gittikçe yöneticilerin bilinçaltına yerleşen ve sağlıklı bir tasnif yapmaksızın diğer ülkeleri Türkiye’nin düşmanı olarak gören/algılayan keskin anlayışta etkili olmaktadır. Adeta ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ misali yöneticilerin bilinçaltına yerleşen bu anlayış, politik eylemleri negatif yönde etkiliyor ve düşünülen durum veya eylemin gerçekliğe dönüşmesine neden oluyor…
Türkiye’nin dış politikadaki hareket alanı gittikçe daralırken, hareket kabiliyeti de her geçen gün biraz daha kısıtlanıyor. Küresel ve bölgesel aktörlerin rekabet savaşına dönüşen Suriye iç savaşında, Türkiye dışındaki diğer tüm aktörler bir birleriyle bir noktada buluşabiliyorlar. Ancak Türkiye başta kendi müttefikleri (!) olmak üzere neredeyse hiçbir aktörle hiçbir konuda buluşamıyor. Ayrıca Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrası, Suriye’deki etkinliğini ve baskı unsuru olma özelliğini büyük ölçüde yitiren Türkiye, ABD / PYD ittifakıyla da fiilen köşeye sıkışmış durumda.
Batı eksenli uluslararası kamuoyu ise her geçen gün biraz daha Türkiye’nin aleyhine dönüyor. Türkiye ile sorunlu olan ülkelere yeni ülkeler eklendikçe de Türkiye karşıtı bir ittifak oluşuyor… Bu nedenle son günlerde dile getirilen, ‘az düşman, çok dost’ anlayışının biran önce pratiğe dökülmesi ve bunun gerektirdiği siyasal ve ekonomik politikaların geliştirilip hayata geçirilmesi gerekiyor…
Suriye’de yaşanan kırılma, Türkiye’nin İslam coğrafyasıyla olan bağlantısını da tehlikeye atmış durumda. Ayrıca siyonist rejim ile girilen normalleşme süreci ve Hamas ile ilişkilerin gittikçe nötrize olması, Türkiye’nin uluslararası arenada Filistin ve Hamas’ın hamisi/savunucusu olduğu algısının kırılmasına yol açarak, kukla yönetimler nezdinde olmasa da Müslüman halklarla son dönemde kurulan ilişki ve güçlü gönül bağlarını tehlikeye atmakta…
Türkiye’nin dış politikada girdiği bu handikaptan çıkabilmesi adına, dış politikada yeni bir okumaya ve radikal bir değişime ihtiyaç var. Türkiye’nin isteyerek yada istemeyerek müttefik olarak kabul ettiği küresel güçler, son tahlilde Türkiye’nin hayrına olacak hiçbir tutum içersin de olmayacaklardır. Öteden beri Türkiye’ye karşı ‘ölümü gösterip, sıtmaya razı etme’ politikası izlemekte ve kendileriyle ittifakı kaçınılmaz ve zaruri göstermektedirler. Bu ittifaklardan kısa vadede birtakım kısmi kazanımlar elde edilse de, uzun vadede kaybeden hep Türkiye olmaktadır.  Bu kez kayıp daha büyük olabilir. Zira küresel güçlerin yürüttüğü ve aşama aşama ilerleyen bir savaş var. Ve Müslüman ülkelerin birer ikişer parçalanma sürecine girdikleri bir dönemden geçiyoruz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder